DÜŞÜNÇE » 2008 » Mart » 17
Mar 17

TESBİH

Tesbih, Arapça “Sübhaâ€? kökünden gelmekte olup, “Sübhânâllah diyerek Hak teâlâ hazretlerini teziye ve takdis etme, Namazdan sonra veya vird çekmek veya sayıyı saymak için hazırlanmış taneler dizisiâ€? olarak tarif edilmektedir. Bir baÅŸka açıklamada ise, “Sübhânâllah kelimesini söyleyerek Allah’a saygı gösterme ve ululamaâ€?  ÅŸeklindedir.

Tesbihin hem Müslümanlar, hem de onlardan daha önce Brahmanlar tarafından kullanıldığına dair görüşler ileri sürülmektedir. Bir baÅŸka yaklaşım da, XI. yüzyılda manastırlarda dua edilirken tesbihe benzer ÅŸeylerin kullanıldığıdır. Ancak, bu görüşlerin tutarlılığı ve elde edilen neticelerin bugünkü mânada kullanılan tesbihle mukayesesinin yapılması kesin sonuçları ortaya koymamaktadır. Bununla beraber tesbihin genellikle namazdan sonra kullanılması âdet olduÄŸu için, İslâmın baÅŸlangıcınâ kadar götürmek mantıkî olsa bile, bu fikrimizi teyid edecek bir delil henüz mevcut deÄŸildir. Buna raÄŸmen, “bugünkü ÅŸekliyle tesbih âletinin Hind’den garbî Asya’ya kadar gelmiÅŸ olduÄŸu bir vak’a olarakâ€? ortaya konmaktadır.

Bütün bu fikirlere raÄŸmen, tesbihin İslâm âleminde kullanılmasıyla, İslâm âleminin dışında kullanılması arasında büyük farklar vardır. Öncelikle İslâm âleminde bir ibadet vasıtası olarak yerini alan tesbih, İslâmlıkla doÄŸrudan bir ibadet vasıtası olmamakla beraber, çok deÄŸiÅŸikler ve farklılıklar arzeder. Bu deÄŸiÅŸiklik hem ÅŸekilde, hem de kullanımda kendisini gösterir. Zira. İslâm’da tesbihin belli ÅŸekil ve sayıları olmakta birlikte, onun dışında böyle bir sınırlama söz konusu deÄŸildir. İslâm âlemindeki tesbihler, genellikle 33 ve 99′ludur. 99′lu olanlarda, her 33 tanenin arasına takılan ve bunları bir birinden ayıran taneye “nişâneâ€?, iki ipin ucunu bir araya getiren uzunca yassı taneye de imâme denir. Aynı zamanda, bu imâmenin tepesine takılan mercimek büyüklüğündeki, ipliÄŸe takılan nişâneye benzer, fakat deliÄŸi ikili olan parçaya da “tepecikâ€? adı verilir.

Tesbih hakkında İslâm âlimlerinin görüşleri deÄŸiÅŸiklik gösterir. Bunlar­dan en mantıklı ve kabul edilebilir açıklamayı, büyük İslâm âlimi Elmalı Ham­di Yazır yapmıştır. Ona göre “Tesbih, Allah tealâyı Cenab-ı Akdesini lâyık olmayan ÅŸaibelerden gerek itikaden, gerek kavlen ve gerek kalben tesbih et­mek ve uzak tutmaktır… Tesbih, esasen balığın suda, kuÅŸun ve atın havada, yıldızın feleklerde hızla yürümek manasıyla sabahtân tef’il olduÄŸu için çok yüzdürmek manasının d~âzımı olarak çok uzaklaÅŸtırmak veya paklıkta, temiz­likte çok ileri götürmek manasında alınarak ~tenzihte tanınmış ve bilinmiÅŸtir. Ragıp der ki, tesbih, Allah Tealayı tenzihliktir. Bunun asli da. ibadette süratle gidiÅŸtir. Kullar ahlakı `pak etsin gibi ser hakkında kullanıldığı gibi tesbihte fil’i hayra tahsis edilmiÅŸtir ve tesbih, gerek kavl ve gerek fiil ve gerek niyet ibadederin hepsine de ıtlak olunur.â€? 

Yeri gelmiÅŸken, batılı bazı bilginlerin ileri sürdüğü gibi, Müslümanlarca tesbihin Hindistan’dan alındığı görüşü gücünü kaybetmiÅŸtir. Çünkü, Müslümanların H. IV. yüzyılda Hindistan’a girdikleri, fakat Hindistan’ın 2. yüzyıl­da mevcudiyeti göz önüne alındığında bu görüşün zayıflığı ortaya çıkmaktadır.

Tesbihle alakalı olarak, deÄŸiÅŸik Hâdisler de rivayet edilmiÅŸtir. Bu Ha­disler arasından ÅŸunları zikretmek mümkündür : “Sa’d b. Abî Vakkastan naklen… Sa’d b. Abî Vakkas, bir kadını görmeye giden Altah’ın elçisine refakat etti, kadın önüne koymuÅŸ olduÄŸu çekirdekler veya küçük taÅŸlar vasıtasıyla kendi tenzih ve senâ ibârelerini sayıyordu. Peygamber ona: Sana daha kolay ve daha faydalı olanı söyleyeyim mi? Yeryüzünde yaratmış olduÄŸu unsurların sayısınca “Subhânâllahûâ€?; gökte yaratmış olduÄŸu kadar “Subhânâllaûâ€?, yaratacağı ÅŸey kadar “Subhânâllahûâ€? ve aynı sekilde “Allah ekberâ€?, “el - ham­duli’llahi ve la havle ve lâ kuvvete illâ bi’llahâ€? de demiÅŸtir. 

Yukarıda ifade edilen Hadis bir başka Hadisle şu şekilde açıkılanmaktadır : “Resulullah önünde tesbih ederken kullanılâ.n dört bin çekirdek oldiı­ğu halde, içcri girdi, kendisine; “Onları tesbih ve senâ sözlerini tekrar ederken kullanıyorum� dedim. O da : “Sana daha büyük bir sayıyı öğreteceğim dedi. Yaratmış olduğu unsurların sayısınca “Subhânâllahû� de dedi. 

Bir baÅŸka rivayette de, Resulullah’ın Medineli kadınlara “tesbih tahlil ve takdisi iÅŸ edininiz ve bunları parmaklarınız ile sayınız, zirâ parmaklar he­sap vermek zorunda kalacaklardır.â€? ÅŸeklindedir.

Görülüyor ki, naklettiÄŸimiz hadisler de, tesbih kullanımının Müslümanlar için bir ihtiyaç olduÄŸu görüşünü teyit etmektedir. Nitekim Kur’an’da tesbih keli­mesinin birçok âyette deÄŸiÅŸik çekimlerini görmek de mümkündür. Ayrıca. “Subhânâllahâ€? da âyetlerde geçmektedir. Bunlara bir örnek olması bakımından, içinde tesbih kelimesi geçen ve bu mânâyı ifade eden ÅŸu ayetleri arz ermek mümkündür:

“Yerde ve gökte olan her ÅŸey Allah’ı tesbih ederâ€?  Bir baÅŸka âyet-i kerimede ise, “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar O’nu tesbih eder­ler. O’nu tesbih etmeyen hiç bir ÅŸey yoktur. Ancak siz onların tesbihlerini anlamazsınız.â€? Bu âyetleri destekleyen bir Hadis’te de, “Her kim günde yüz kere Sübhânâllahi ve bihamdih (Allah’ı tesbih ve onu hamd ederim) der­se o kimsenin günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile maÄŸfiret olunur.â€? Denmektedir.

“Tesbih çekmek”: baÅŸ ve işâret parmaklarının orta parmak üzerine yerleÅŸtirilen tesbihin tânelerini bileÄŸe doÄŸru hareket ettirmesiyle senkronize olarak AllÄ?h’ın Güzel İsimleri’nden birini hafî (içinden) ya da cehrî (sesli) olarak herbir tânede tekrarlamak anlamındadır.

Tesbihle ilgili olarak çeÅŸitli menkıbeler de ileri sürülmüştür. Bunlardan en yaygın olanı, Veysel Karânî’ye atfedilerek anlatılanıdır. Hadiseye göre, Vey­sel Karânî, Yemen’de Hz. Muhammed (S.A)’i bulmaya gelir. Ancak, ken­disini bulamayınca çok üzülür. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz’in Uhut Savaşı’nda kırılmış olan diÅŸini alır. Bu arada kendi diÅŸlerinin hepsini de çek­tirip bir ipe dizer. Böylece ilk tesbihin ortaya çıktığı varsayılır. Bundan ötürü Veysel Karanî tesbihcilerin piri sayılmaktadır.

Tesbih başta da belirttiğimiz gibi, ilk kullanımından günümüze kadar şeklen ve yapım olarak çok değişik merhaleler geçirmiştir. Tesbih yapımında çeşitli maddelerden faydalanılmıştır. Bunlar ana hatlarıyla iki gruba ayrılır: Birincisi, hammaddesi taş olanlar; ikincisi de ağaç olanlardır.

Tesbihin bir sanat eseri olarak ilk defa Türkler tarafından kullanıldığı görülmektedir. İstanbul’un tesbihce en zengin zamanı 16. asrın sonlarına isa­bet ettiÄŸi anlaşılıyor. Bu. devrede, İran’a Turan’a, Åžark’a, Garb’a tesbih ve­titirmiÅŸ, Türkiye’de herkesin elinle deÄŸilse bile cebinde bulunmuÅŸtur.

Tesbihlerin en güzelleri. Türkler tarafından bilhassa İstanbul’da yapılmıştır. Araplar ve İranlılar bununla pek meÅŸgul olmamışlardır. Arabistan’da yapılan tesbihler ise estetikten uzak ve sadedirler.

Türk - İslâm geleneğinde, tesbihlerin ku1lanıınlarına göre değişik adlarla anıldığı gözlenmektedir. Bunlar:

l. PadiÅŸah tesbihleri.

2. Vüzera tesbihleri.

3. Vükelâ tesbihleri,

4. Zengin tesbilhleri,

5. Fukara tesbihleri.

Bu arada tekkelerde bulunan 1000′lik ve 500′lük tesbihlerin içinden has­talar geçirilmek suretiyle tedavi edildiÄŸi bu tip tesbihlerin, fındık büyüklüğün­den, ceviz büyüklüğüne kadar alanları da mevcuttur. Bazı takkelerde bu 500′lik ve 1000′lik tesbihlerin içerisinde çok kıymetli olanları da bulunmak­tadır. Bunların imameleri, Mevlevî Sikkesi veya Bektaşî Tacı ÅŸeklinde ve ek­seriya öd aÄŸacından yapılmış olurdu.

Tesbihin yapılması, büyük bir dikkat istemektedir. Çünkü tesbih yapı­mında tanelerin hepsinin aynı boyda olması ve delinmesi gibi özellikler aran­maktadır. Değişik şekillerde yapılan tesbihler, başlıca şu adları almaktadır:

l. Yuvarlak.

2. Beyzî ,

3. Şalgâmî,

4. Armudî,

5. Yarım Beyzî,

6. Yassıca yuvarlak…

Taneleri çok küçük olanlarına da kadın tesbihi denmektedir.

Hammaddesi taş olan (Madeni ve hayvani olanlar dahil) şöyle sıralan­maktadır :

sahmaksut.jpg              3×5 mm ölçülerinde 99 luk olan resimde ki tesbih arap ülkelerinde serinlemek amacıyla kullanılan ÅŸahmaksut taÅŸlı olup yaz kış taÅŸ soÄŸuktur.

Akik, Amber, BaÄŸa (KaplumbaÄŸa kabuÄŸu), Cam, Lüle Taşı, Fil DiÅŸi, İnci, Kan Taşı. Kehribar. Mercan, Narçin, (Hindistan Cevizi’nden yapılır.) Necef, Firuze,Sedef, ÅžAH MAKSUT(tesbihin ÅŸahı),Sedef, YeÅŸim, Yıldız,Oltu(vücudun bütün elektriÄŸini alır) , Yüzsürü (Siyah Erzurum Taşı’na Gümüş kakma), Zergerdan (Gergedan boynuzundan)… gibi.

Ağaç tesbihler de şu cins ağaçlardan yapılmaktadır :

Abanuz, Demir Hindi, Düveydari, Fethipaşa, Gül Ağacı, Kelenbek, Ku­ka(en kıymetlisi Türk kukası,sütlü kahve rengi olur), Maverd, Nebik, Odağacı, Pelesenk, Sandal, Sırçalı Kuka, Yılan Ağacı ve Zeytin Ağacı. Son zamanlarda çeşitli yiyeceklerin çekirdeklerinden de tespih yapıldığı gözlenmektedir. Aynı zamanda fabrikasyon usulü, boncuk ve plastik maddelerden yapılmış tesbihlere de rastlamak mümkündür. Mümkünse fabrikasyon ve plastik tesbih kullanmayınız.Türkün Şanına yakışmaz çok ayıplanır.Bir tane olsun gerçeği olsun asla sahte plastik tesbih kullanmayın.

Tesbih yapımı ve teşbihçilik bahsini ayrı bir yazı ve incelemeye bıraka­rak, bu yazımızda bir nebze de olsa, tesbihin dünü ve bugünü. hakkında ay­rıntıya kaçmadan bilgi vermeye çatıştık.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, menÅŸei ne olursa olsun, tesbih İslâm ­âlemine mal olmuÅŸ ve Türkler tarafından bir sanat eseri olarak iÅŸlenmiÅŸ ve geliÅŸti­rilmiÅŸtir. Günümüzde ise, eskiden kullanımından farklı olarak; bir, zevk ve eÄŸlence aracı olarak kullanılmaktadır,yine de Allah’ın Öz  Kulları eksik olmayaçağı gibi Tesbih ile virdini yapanlar mukakkak olacaktır ve onlar oldukçada tesbih sufilerin elinden düşmeyecektir.Hatta zamanımızda bilge hanımlarında artık ellerinde ve çantalarında tesbih eksik olmuyor, ve bu onlara ayrı bir asalet veriyor tabi ki Has ve kıymetlisi olan tesbih kullanınça.Tâneleri kü-çük olan tesbihlere, halk arasında, “Zenne (ya da Kadın) Tesbihi” denir. 
 Her şeyin tekniği geliştiği gibi, tesbih­ciliğin de tekniği geliştiği için, bu işin yapımına kendisini adamış olanlar ya­vaş yavaş ortadan kalkmaya başlamışlardır. Şimdi Eskişehir, Erzurum ,mardin, İznik,İstanbul ve bilmediğim muhakkak güzel şehirlerin saklı kalmış maharetli tesbih ustaları vardır.­

Eskisi gibi tesbih ustaları kalmıyor hatta el yapımı tesbih yapım aparatlarıda kalmıyor.Bu yüzden, bu sanat eserinin hem millî, hem de dinî deÄŸerine sahip çı­kılarak gelecek nesillere müspet miras olarak bırakılmalıdır…………Vesselam.

Düzenleyen;  Hacı Özkul Ongan

                                                 Â