Bu yazı herkesin yaşadığı, yaşattığı
Gerçeği dile getiriyor.Tahammül ederek okuyana.
Dinimiz İslam Ahlakından uzak insanlarda, kişilerin eksikliklerini araştırmak, kusurlarını ortaya çıkarmaya çalışmak çok yaygın bir davranış şeklidir. İnsanların bu yola yönelmelerinin altında yatan sebep ise dünyaya yönelik hırsları ve üstün olma arzularıdır.
Bu insanlar karşılarındaki kişilerin hatalarını ortaya çıkarmalarının kendilerine bir üstünlük getireceğine inanırlar. Bunun için sıkça başvurdukları yöntemlerden biri de alaycılıktır. İnsanların kusurlarıyla,acizlikleriyle ya da hatalarıyla alay ettiklerinde, kendi kusurlarının örtüleceğini düşünürler. Bu yüzden cahil insanlarda alay, yaşamın her anında rastlanabilen bir ahlak bozukluğudur. İslam ahlakına sahip olmayan bu insanlar, sürekli olarak başkalarının alay edebilecekleri yönlerini araştırırlarken,bir yandan da kendileri alaya alınma ihtimalinin tedirginliğini yaşarlar!
Dolayısıyla gösterdikleri bu alaycı tavırlarla birbirlerini adeta bir “zulüm ortamı” içinde yaşatırlar. Ancak buraya kadar bahsettiğimiz, cahillerin alaycı karakterinin yalnızca bir yönüdür. Aslında bu insanlar, özellikle doğruluğunu kabul etmek istemedikleri bir fikirle karşılaştıklarında bu yönteme başvururlar. Ayrıca bu insanlar şunu da bilmelidirler:
Müminlere gösterdikleri alaycı davranışlarla, dine yönelik iğneleyici ve iftira dolu sözlerle kendilerini sonsuz bir azaba sürüklemektedirler. Bunun yanı sıra attıkları iftiralar ve alaycı sözler, bunlara maruz kalan insanların ahrette ki derecelerini yükseltmektedir. İşte bu, Kuran’da haber verilen önemli bir sırdır:
İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi).
Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (Bakara Suresi,212)
Kuran’da bildirildiği gibi inkarcı karakter gösteren insanlar, çağlar boyunca hemen her dönemde aynı ahlaksız tavrı göstermişlerdir. Hatta aynı sözleri söylemiş, aynı örnekleri vermiş, aynı davranışlarda bulunmuşlardır. Alaycılık da bu davranışlardan biridir. Dolayısıyla böyle davranışlarla karşılaşan bir mümin Kuran’da sözü edilen bir gerçeği yaşamaktan dolayı şevklenir. Bunun mümin olmanın bir göstergesi olduğunu bildiği için, karşılaştığı durumdan büyük bir şeref duyar. Bu davranışlara sabır gösterdiği için ahrette alacağı karşılığı bilmek ise coşkusunu daha da artırır. Ve ahirette küçük düşenlerin de müminlerle alay edenler olacağını müjdelemiştir:
De ki: “Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?” “Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar.” İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. İşte, inkar etmeleri, ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir. İman edip salih amellerde bulunanlar… Firdevs cennetleri onlar için bir ‘konaklama yeridir.’ Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler. (Kehf Suresi, 103-108)
ALAY ETMENİN KAYNAĞI KİBİRDİR
Bir insanın kendini diğer insanlardan büyük görmesine, üstün tutmasına “kibir” denir. Kibirli kişiler, diğer insanlara karşı, onları aşağı gördüklerini hissettiren bir tavır sergilerler !
Ancak kibiri yalnızca insanlara karşı gösterilen bir tavır bozukluğu olarak düşünmek doğru olmaz. Çünkü kibirli insanlar aynı zamanda Allah’ın dinine uyma, doğru yola davet edildiğinde bu yola icabet etme, güzel nasihat, yapılan iyikler konusunda da büyüklenirler.
İnsan, vicdanıyla hareket etmediği, nefsinin telkinlerine uyduğu, Allah’ın Kuran’da tarif ettiği ahlakı uygulamadığı müddetçe nefsinin bu tuzağına düşecektir. Çünkü Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibi, “… nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında var gücüyle kötülüğü emredendir…” (Yusuf Suresi, 53)
Şeytanın telkinlerine uyan ve kendilerini hiçbir gerçekliği olmayan üstünlüklere sahip gören kişiler, artık tamamen nefislerinin kontrolünde hareket ederler. Bundan dolayı da kibirli olmaları ya da diğer bir deyişle büyüklenmeleri kaçınılmazdır. Kibir, şeytanın da en belirgin özelliklerinden biridir.
Büyüklük yalnızca Allah’a aittir ve Allah ancak Kendisi’ne itaat eden kullarını yüceltir. Azgın inkârcıları ve kibirlileri ise hem dünyada, hem de ahirette küçük düşürür !! Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler. Kör olanla (basiretle) gören bir olmaz; iman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapan da. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz. Şüphesiz kıyamet-saati, yaklaşarak gelmektedir; bunda hiçbir kuşku yok. Ancak insanların çoğu iman etmiyorlar. (Mümin Suresi, 57-59)
Yukarıdaki ayette de dikkat çekildiği gibi insanların çoğu Allah’ın gücünü ve büyüklüğünü kavrayamadıkları için, kendilerine bir lütuf olarak verilen özelliklerden dolayı kibirlenir ve büyüklenme hevesine kapılırlar. İşte bu insanların içlerindeki kibiri dışarı vurma yöntemlerinden bir tanesi insanlarla alay etmektir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, onları küçük gördüklerini hissettirerek kendilerini yüceltebileceklerini zannederler! Alaycı insanlar içlerindeki büyüklük hevesi nedeniyle sürekli herkesin eksik yönünü görür, güzel yönlerini ise fark edemezler. Bu tip kişilerin her birinin kendilerine göre kibirlendikleri bazı özellikleri vardır. Örneğin kimi başarısından, kimi güzelliğinden, kimi de zenginliğinden dolayı kibirlenir. Bundan dolayı da bu yönlerde eksiği olan insanlarla karşılaştıklarında onların eksiklikleriyle alay ederler. Kendilerine bu özellikleri verenin Allah olduğunu ve dilediği her an geri alabileceğini düşünmeksizin böylesine azgın bir tutum sergilerler. Bulundukları ortamda en üstün kişi olmak istedikleri için başkalarının güzel özelliklerini gördüklerinde onlarla alay ederler! Bu yolla karşılarındaki kişiyi aşağılamayı, onu insanların gözünde küçük düşürmeyi ve onun moralini bozmayı hedeflerler. Bu kişinin diğer insanların beğenisini ve takdirini kazanmasını istemezler. Allah’ın Kuran’da öğrettiği gerçek sevgiyi, şefkati, merhameti yaşamadıkları için de alay ederek birbirlerini kırmaktan çekinmezler. Hemde hiç utanmadan belki yıllar sürecek dostluğu bir kibire satarlar.
Günlük hayatları bunun örnekleriyle doludur. Arkadaşlarının ya da başka insanların eksiklikleriyle, fiziksel kusurlarıyla ya da hatalarıyla , belki de hiç olmayan kusurlarıyla iftira yolu ile kendi aralarında konuşarak, alay ederler. (Çok daha sert şeyler yazaçağım ama okuyanı uzaklaştırma korkusundan yazamıyorum.)
Sonra kişilerin sahip oldukları mevkilere göre alay etme değişebilir. İnsanlarda genelde mevki olarak kendi altlarında bulunan kişilere karşı daha yoğun bir alaycılık gözlemlenir. Bunu yapan kişiler böylelikle kendi benliklerini tatmin etmeye çalışırlar. Kendilerinden üstte olan kişilere kibir yapamayacakları için kendilerine bağlı olan ya da daha alt mertebede gözüken kişileri ezmeye çalışırlar, bunu da onlarla alay ederek yaparlar. Alaycılığın farklı bir şekli de iş yerlerinde yarış halinde olan kişiler arasında görülür. Örneğin birbirleriyle rekabet halinde olan iki iş arkadaş, birbirlerinin kusurlarını, eksik yaptıkları işleri, olur ya masum bir isteği bütün iş yerine duyurmaya çalışırlar!!!!!!
Veya birbirlerinin fiziksel kusurlarıyla, kıyafet seçimleriyle, yürüyüşleriyle veya herhangi bir özellikleriyle alay ederek, birbirlerini diğer insanların gözünde küçük düşürmek isterler. Alaycılığın, Yazarken ben, okurken siz ne kadar kötü ahlak olduğunuyüzünüzü buruşturarak okuyorsunuz değilmi. Devam edelim, Eğer bu iki kişiden biri daha mazlum bir insansa, diğeri onu ezmek kastıyla her an iğneleyici sözlerle, küçük düşürücü bakışlar ve konuşmalarla ona sıkıntı vermeye çalışır. Genellikle diğerlerine göre tevazulu, mülayim insanlar çalışma ortamlarında hep ezilen kesimi oluştururlar. İnsanlar İslam ahlakından uzak yapılarıyla bu tarz kişilere yüklenir. Alay ediciler kendilerinden üstün gördükleri, baş edemeyeceklerini düşündükleri kişilere yanaşmazlar. Hatta o kişilere karşı sürekli “SEMPATİK” görünmeye çalışırlar. İslam ahlakından uzak toplumlarda, tüm bu sıkıntı verici davranışlar nedeniyle bireyler son derece huzursuz bir ortamda yaşamak zorunda kalırlar. Herkes birbiriyle alay edecek bir yön bulur, ama kendisiyle alay edilmesinden de ciddi anlamda rahatsız olur. Buna rağmen içinde bulundukları ortamı değiştirmek için bir çaba harcamazlar. Çünkü alaycılığın kötü bir davranış olduğunu, Allah’ın emrettiği ahlaka uygun olmadığını dile getirirlerse, kendileri de başkalarıyla alay edemeyeceklerdir. Bu ise, nefislerinin kesinlikle istemediği bir durumdur. Bu yüzden karşılaştıkları alaycı tavırları, hayatın bir gereği olarak kabullenirler. Bundan dolayı da birbirlerinin kötü davranışlarını yadırgamazlar.
Allah Kuran’da, “Yapmakta oldukları münker
(çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı.
Yapmakta oldukları şey ne kötü idi!”(Maide suresi,79) ayetiyle bu tip kişilerin yanlış tutumlarını haber vermiştir.
Sonuç olarak İslam ahlakının yaşanmadığı bir yerde, her çeşit alaycı tavır, küçük düşürücü konuşma, rahatsız edici bakış ve gülüş görülebilir. Bunun meydana getirdiği sıkıntılı ve huzursuz ortamdan kurtulmanın tek yolu ise Kuran’ın emrettiği güzel ahlakı benimsemek, onu yaşamak ve yaşatmaktır.
Allah, Hucurat Suresi’nin 11. ayetinde kadınların da birbirleriyle alay etmesini yasaklamıştır. Özellikle kadınların birbirlerine karşı alaycı sözler sarf etmeleri, iğneleyici konuşmalar yapmaları cahil insanlarda daha sık rastlanan davranışlardandır. Hatta bu davranışlar öyle “alışılmış” olaylardırki, iki kadın arasında geçen bu tarz bir diyalog çok makul karşılanır. Bir kadın başka bir kadının fiziksel yöndeki eksikliklerini mümkün olduğunca sık dile getirir. Kadın kadının fiziğinden ne ister buda anlaşılmış değil.. Hatta açık bir eksikliği yoksa da herhangi bir özelliğini bir kusurmuş gibi göstermeye çalışır. İçinde duyduğu kıskançlık sebebiyle her türlü iftiraya, alaycı tavra başvurabilir.İşte anlaşılan bu. Oysa Kuran’da insanların birbirlerine sıkıntı verici, taciz edici davranışlar göstermeleri çirkin bir ahlak olarak tanımlanmıştır.
Allah bir başka ayetinde insanların birbirlerini çekiştiren, gizli yönlerini araştıran tavırlarının çirkinliğini şöyle bir örneklehaber vermiştir:
Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz.
Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 12)
Şunu da belirtmek gerekir ki, alaycılık yalnızca cahil ve inançsız toplumun insanlarına özgü bir ahlaksızlıktır. Müminler arasında böyle çirkin tavırlara kesinlikle izin verilmez. Müminler güzellik, zeka, zenginlik, yetenek gibi her türlü özelliği, insanlara Allah’ın verdiğini bilirler. Birbirlerinde gördükleri güzel özellikleri de büyük bir hoşnutlukla karşılarlar. Nefislerine değil, Allah’ın rızasına uydukları için, cahiliye toplumu insanlarının içlerinde yaşadıkları kibir, haset gibi duyguları yaşamazlar. Bu yüzden birbirlerine karşı her zaman hoşgörülü, hüsn-ü zanlı, olumlu, mütevazi bir yaklaşım içinde olurlar. Aynı şekilde birbirlerinde gördükleri eksiklikleri de Allah’ın bir deneme olarak verdiğini bilirler. Bu yüzden bu eksiklikleri ortaya çıkarmaz, aksine bunları telafi edecek yönde güzel davranışlar gösterirler. Alaycılığı çağrıştıracak en küçük bir tavırdan, bakıştan, sözden dahi şiddetle sakınırlar. Müminlerin alaycılığa bakış açısını aşağıdaki ayette haber verilen, Hz. Musa’nın sözleri açıkça yansıtır:
Hani Musa kavmine: “Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. “Bizi alaya mı alıyorsun?”
dediler. (Musa) “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi. (Bakara Suresi, 67)
Görüldüğü gibi müminler alaycılığa benzer bir hareket yapmaktan derhal Allah’a sığınırlar. Böyle bir davranış göstermenin cahilce bir tutum olduğunu bilirler. Her şeyden önemlisi bunun Allah’ın hoşuna gitmeyecek bir tavır olduğunu bilmeleri, bundan sakınmaları için en büyük nedendir.
İnsanların yeryüzünde bulunuş amaçları, Allah’ın beğeneceği ahlakı yaşamak, Kuran’la kendilerine gösterdiği doğru yola uymaktır.
Allah Kuran’da, “… insanları yalnızca Bana ibadet
etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56) şeklinde bildirmiştir
İnsanların birçoğu içlerindeki “büyüklenme tutkusu” nedeniyle, Allah’a teslim olmaz ve ibadet etmekten kaçınırlar.İnatlar!
Kendisine yapılan en ufak bir inatlığa tahammül göstermiyen insan, Allah’a ne çüretle inatlık yaparda, Namaz gibi diğer emirleri dinlemez? Fakat bu insanlar, aslında Allah’ın kendilerinden neler istediğini de çok iyi bilirler. Allah Kuran’da kendilerine hatırlatılan doğruları vicdanen anlayan, ama içlerindeki kibir sebebiyle hak olanı uygulamayan insanlar ne zavallı insanlardır.
Vicdanen sıkıntı duydukları için, Allah’ın ve hak dinin varlığını bilmek, duymak, görmek bu insanlarda şiddetli bir iç huzursuzluğu meydana getirir. İsterler ki Allah’ın adı hiç anılmasın, kimse Namaz kılmasın! ve dine itibar etmesin, herkes kendileri gibi olsun. Çünkü ancak o zaman rahat edebileceklerini zannederler. Aksi takdir de ise Allah’ın varlığına ya da din ahlakına ait her şey onlara kendi suçlarını hatırlatacaktır. Üstelik böylesine kibirlenmelerine sebep olan şeyler yine Allah’ın kendilerine verdiği özelliklerdir. Sahip oldukları her şeyi Allah’a borçludurlar. Fakat bunun karşılığında onlar şükretmek yerine alaycılığı tercih ederler.
Çirkin ahlaklı ve kibirli, İslam Ahlakından noksan insanlar Allah’ın emirlerine aykırı hareket ettikleri ve Allah’a teslim olmadıkları için büyük bir suçluluk duyarlar. Bundan dolayı da Allah’ın dinine uyan müminlere karşı alaycı bir tavır gösterirler. Kendilerinin yanlış yolda, müminlerin ise doğru yolda olduklarını bilmeleri, müminlere karşı kin duymalarına sebep olur. Bir ayette bu insanların müminlere karşı duydukları kızgınlık şöyle anlatılmaktadır:
… Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (Al-i İmran Suresi, 118)
Kötü ahlak vasfı taşıyan insanların en büyük isteklerinden biri en üstün olanın kendileri olmasıdır. Ancak onlar kendilerini ne kadar büyük görseler de gerçekte büyük bir akılsızlık içinde yaşamlarını sürdürürler. En önemlisi kısacık bir dünya hayatında elde edecekleri makamı, parayı, malları, itibarı, sonsuz ahiret hayatına tercih ederler. Bu da onların akılsızlığının en büyük delillerinden biridir. Kötülük vermeye çalışanların Ahlaksızların insanlara yaptıkları muhakkak kayıt altınada alınıyor.
Sanıyorlarmı ki yaptıkları yanlarına kar kalacak. Allah herşeyi görmektedir. Bu dünyayı her türlü detayıyla Allah yaratmıştır ve Allah her haliyle görmektedir. Kuran ayetinde şöyle haber verilmektedir.
… Allah’tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir. (Bakara Suresi, 233)
De ki: “Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir.” (İsra Suresi, 96)
Ayrıca unutmamak gerekir ki, Allah tüm olayları “Levh-i Mahfuz” isimli kitapta kayıtlı tutmaktadır. Biz görmesek de bunların tamamı Levh-i Mahfuz’da vardır. Herşeyin, Allah’ın Katında, Levh-i Mahfuz olarak isimlendirilen “Ana Kitap”ta saklandığı şöyle bildirilmektedir:
Şüphesiz o, Bizim Katımızda olan Ana Kitap’tadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. (Zuhruf Suresi, 4)
… Katımızda (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır. (Kaf Suresi, 4)
Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın. (Neml Suresi,75)
Sonuç olarak bu uzun yazımızın anlatmak istediği bize ana fikir; Allah katında makbul olan, güzel ahlak dır. Her gelen peygambere yapılan Alaycılık davranışının, Müslümanlara yakışmadığı ve men edildiğidir.
Alaycılığın sizi içine çektiği haysiyetsizliği yaşamayın.İtibarsız olmayın.
Yazıyı bir daha oku ve Allah’ın emri Namazı kıl. Namaz her kötülüğü önler.
Günahta ısrarcı olmanı engeller ve iyilerin zümresine katılırsın. Vesselam.