Â
 TÜRBAN ,   TESETTÜR  ,  BAŞÖRTÜSÜ. KADININ HANIMEFENDİ OLMA NİŞANI;
 Yapılan bilimsel araştırmalarda“Kozmik Araştırmalar Merkezi’nde bir uzmanla, başörtülü ve açık kadınların MR benzer görüntülerini beraber inceledik. Beden bir alıcı verici gibidir, yayın yapar,yayın alır. Bedenimizdeki uç noktalardan muhtelif dalgalar alırız. Başını örtüp bu örtüyü boynunu kapatacak şekilde bağlayan kişinin, bedenindeki pozitif enerjinin kaçışını önlediğini gözlemledik. Başı açık, dekolte giysiler giymiş kadınların, enerjilerinin yarıdan fazlasını yitirdiklerinin kaydettik. Açık kadının bedenine bakan gözler, negatif enerjiyi ona aktarmakla kalmıyor, onun pozitif enerjisini de emiyordu. Örtünen kadınlarda bu bakışların olumsuz etkilerine rastlamadık. Türkiye’de de konuyla ilgili ölçümlemelerin yapılabileceği dört ayrı merkez vardır.�Prof. Ahmet Maranki / Gerçek Hayat dergisi,13 haziran 2003 Tarihli sayı.
Adım adım merak edilen soruları soralım : Başörtüsünün hükmü nedir? Başı açık gezmek insanı nasıl bir tehlikeye götürür?
Cevap:
Bu hususta Kur’an-ı Kerimde iki ayet mevcuttur. Bu ayetlerde Cenab-ı Hak gayet açık bir şekilde mealen şöyle buyurmaktadır:
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar.�(1) “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zinetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler.�(2)
Ayetlerde mü’min kadınların nasıl örtünecekleri, hangi yerlerini açabilecekleri açıkça belirtilmiyor. Fakat şu mealdeki hadis-i şerif ayetleri tefsir ediyor. Peygamberimiz (a.s.m.) baldızı Hz. Esma’ya hitaben, “Ey Esma! Bir kadın adet görmeye başlayınca el ve yüzünden başka yerini yabancılara göstermesi caiz değildir.�(3)
Demek ki, büluğ çağına gelmiş olan Müslüman bir hanımın başını kapatması hem Allah’ın hem de Peygamberin emridir. Yani yüz kısmı açık kalacak şekilde başın kalan kısmını, boyun ve göğüsleri örtmek farz-ı ayndır. Açmak ise bir farzın terki sayıldığından haramdır. Allah ve Resulünün emrini dinlemediği için günahkar olmakta büyük bir mes’uliyet altına girer. Günahkar olan kimse, bu günahından kurtulmak için tevbe istiğfar eder, Allah’tan affını diler.
“Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıkları günahta bile bile ısrar etmemiş olanlar. İşte onların mükafatı, Rablerinden bir mağfiret ve ağaçları altında ırmaklar akan Cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanların mükafatı ne güzeldir.�(4)
Demek ki, bir tevbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanması için hiçbir mazeret yokken o günahta ısrar edilmemesi şartı aranmaktadır.
Bu husustaki bir hadisin meali şöyle:
“Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah’tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur’anda geçen ‘günahın kalbi kaplaması’ bu manadadır.�(5)
“Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır� sözü mühim bir gerçeği dile getiriyor. Şöyle ki, bir günahı işlemeye devam eden insan zamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onu gün geçtikçe daha büyük manevi tehlikelere sürükler. Günahın uhrevi bir cezasının olmayacağına inanmaya, hatta Cehennemin bile olmaması gerektiğine kadar gider. (6)
Böyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın telkinlerine kanmamak için bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek insanın kendine çeki düzen vermesi gerekir.
1) Ahzah Suresi, 59,
2) Nur Suresi, 31,
3) Ebu Davut, Libas 33,
4) Al-i İmran Suresi, 135-136,
5) İbn-i Mace Zühd 29,
6) Lem’alar s7, Mesnev-i Nuriye s115.Kaynak: Mehmed Paksu Çağın GetirdiÄŸi Sorular  Toplumun kafasını karıştırıcı sanki bir dini emir deÄŸilde gelenek ve göreneklerden gelen bir alışkanlık gösterme çabasına karşılık ÅŸu   Soruyu muhatabına hemen sorarlar :    Örtünmemek ayıp mı, suç mu, günah mı?
Cevap:
Tesettür münakaşalarında üç kavram, birbiriyle karıştırılıyor: Ayıp, suç ve günah. Bir söz, bir hareket veya bir kıyafet toplumun değer hükümlerine ters düşüyorsa ayıplanıyor. Kanuna aykırı ise, suç sayılıyor. Dine muhalif ise, günah oluyor.
Bazı kimseler, kanuna aykırı olmayan bir şeyin günah da olmayacağını zannederken, bazıları, “herkesin işlediği bir fiilin günahlıktan çıkacağı� vehmine kapılıyorlar. Bunların her ikisi de fevkalâde yanlış düşünceler.
Ayıp, hiçbir zaman gerçeğin ölçüsü olamaz. Fikir, düşünce ve hareketlerini sadece çevrenin “ayıp� anlayışına göre düzenleyen insanlar, şahsiyetlerini topluma feda etmiş, kalabalıklara esir olmuşlardır.
Halbuki, toplumun her ayıpladığını “yanlış�, yahut her benimsediğini “doğru� kabul etmek mümkün mü? Böyle olsa, insanın her toplulukta ayrı bir şahsiyete bürünmesi, bukalemun gibi sık sık renk değiştirmesi gerekmez mi?
Batılı bir Konuşanın “insan aklının aczini� ortaya koyan şu ifadeleri, bu meselemizi ne güzel izah eder: “Bir insanın, babasını yemesinden daha korkunç bir şey düşünülemez; ama, eskiden bazı kavimlerde bu âdet varmış. Hem de bunu saygı ve sevgilerinden yaparlarmış. İsterlermiş ki ölü, böylelikle en uygun, en şerefli bir mezara gömülsün. Vücutları ve hâtıraları içlerine, tâ iliklerine yerleşsin. Babaları sindirme ve özümleme yolu ile kendi diri bedenlerine karışıp yeniden yaşasın. Böyle bir inancı iliklerinde ve damarlarında taşıyan insanlar için, anasını, babasını topraklarda çürütüp, kurtlara yedirmenin, en korkunç günahlardan biri sayılacağını kestirmek zor değildir.�
Şimdi düşünelim: Etrafımızdaki insanların büyük çoğunluğu,yoğun propagandalarla, böyle bir fikri benimsemiş olsalar, biz de toplum ayıplamasın diyerek, babamızın etini mi yiyeceğiz? Demek ki, “ayıplama� tamamen sübjektiftir; gerçeğe tesir edecek bir faktör değildir. Ayıp telâkki ederek örtünmekten kaçınan hanımefendilerin iddiaları iki kısma ayrılıyor: Birisi: “Örtünmemek niçin günah olsun?� şeklindeki itiraz. Diğeri ise: “İslâm’da örtünmenin olmadığı� tarzındaki, şahsî kanaat.
Görünürde aralarında pek fazla bir fark yok gibi geliyor. Ama, gerçekte her ikisi de birbirinden ayrı konular. “Örtünmekle de ne olacakmış, insan örtünün içinde de yapacağını yapar.� gibi sözlerin sahiplerini araştırırsanız, her defasında İslâm’ı layıkıyla bilmeyen veya bildiği halde onun emirlerini yerine getiremeyen birisiyle karşılaşırsınız.
Bu insanlar, vicdanlarının derinliklerinde hissettikleri suçluluk psikolojisinden kurtulmak için, böyle itirazlarda bulunuyorlar ve tövbe edeceklerine, günahlarını meşru göstermeye kalkışıyorlar.Şeytan gibi,( HZ.ADEM, RUH-İNSAN İLE ŞEYTAN ve BENLİK) yazımı okursanız hatırlarsınız. Sanki diğer insanları ikna etmekle, o sorumluluktan kurtulacaklarmış gibi. Halbuki, bir fiil günah ise günah, değil ise değildir. Bunun tespitini “kalabalıklar� yapamaz. Örtünme dinde varsa buna kimse “yok� diyemez. Ama, hiç kimse de başkalarını bu hususta zorlama yoluna gitmemelidir.
Örtünmenin İslâm’da yeri olup olmadığı meselesine gelince, bu hususta nice fetvalar mevcut. Lâkin günümüz Müslümanlarının bir kesimi, fetvanın dindeki yerini lâyıkıyla bilmediklerinden, doğrudan doğruya Kur’an-ı Kerîm’den âyetler takdim edecek ve bunların tefsirlerinden bazı kısımları aynen aktaracağım.
Cenâb-ı Hak, Nûr Sûresinde Peygamberimize (asm.) hitaben şöyle buyuruyor:
“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu yerleri) açmasınlar. Zahir olanı (görünmesi zarurî olan yüz, el ve ayaklar) müstesna. Baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar (göğüs ve boyunlarını göstermesinler). Ziynetlerini (süs yerlerini) ancak şu kimselere gösterebilirler: Kocalarına, yahut babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut kendi oğullarına, yahut kendi erkek kardeşlerine, yahut erkek kardeşlerinin oğullarına, yahut kız kardeşlerinin oğullarına, yahut kendi kadınlarına (Müslüman kadınlara), yahut ellerindeki memlûklere (cariyelere), yahut (şehvetsiz ve kadına) ihtiyacı olmayan uyuntu kimselere, yahut henüz kadınların gizli yerlerinin farkına varmamış olan çocuklara.� (Nûr Sûresi , 31)
Âyet-i kerime dikkatle okunduğunda, şu hususlar tespit edilebilir:
Birincisi: Hitabın mümin kadınlara olması. Yâni, örtünme kadınlar için bir imân alâmeti ve sadece mümin kadınlara farz. Mümin olmayan bir insan, İslâm’ın emir ve yasaklarından sorumlu değil. Yâni, bir kimse öncelikle Allah’ın varlığını kabul edecek, Kur’an-ı Kerîm’i Onun kelâmı ve Hz. Muhammed’i (asm.) Onun en son elçisi bilecektir ki, İlâhî emir ve yasaklara muhatap olabilsin.
İkincisi: Harama bakmamanın sadece erkekler için değil, kadınlar için de söz konusu olduğu. Üçüncüsü: “Ziynetlerin gösterilmemesi�.
Âyet-i kerimede geçen “ziynet� kelimesi üzerinde yapılan tefsirlerden birini, özet olarak arz edeyim:
“Ziynet, süs eşyası demek ise de, tek başına süs eşyasına bakmak hiç kimse için haram olamayacağına göre, bundan murat, süs eşyalarının takıldığı kulak, boyun, gerdan gibi yerlerdir. Âyette esas maksat tesettür (örtünme) olduğuna ve hitap zengin-fakir bütün müminlere yapıldığına göre, ziynet sadece süs eşyası olarak anlaşılsa, âyet sadece zenginlere inmiş olur. Halbuki, hitap geneldir, “mü’min kadınlara da söyle.� buyurulmaktadır. Bir başka önemli husus da şudur: Kadın için asıl ziynet, süs eşyası değil, bu organların bizzat kendileridir. Yâni, gösterilmesi haram kılınan boyun, gerdan gibi azalar kadın için ayrıca birer ziynettirler.� (Hak Dini Kur’an Dili)
Dördüncüsü: Mümin kadınların başörtülerini, cahiliye kadınları gibi, boyunlarına bağlayıp arkaya sarkıtmak yerine, başlarına örtmeleri ve yakalarının üzerine vurmaları.
Bir diğer âyet-i kerimede ise, şöyle buyurulur:
“Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, elbiselerinden giyip örtünsünler. İşte böyle giyinmeleri, tanınıp da (cariyelerden, fark edilip de) eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Allah Gafur’dur (çok bağışlayıcıdır), Rahîm’dir (çok merhametlidir).� (Ahzab Sûresi, 59)
Bu âyet-i kerimede, örtünme açıkça emredilmekte!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! ve bu emrin hikmeti, “mü’min kadınların diğer âdi kadınlarla karıştırılarak rahatsız edilmemeleri, sarkıntılığa maruz kalmamaları ve ruhlarının eziyete maruz olmaması� olarak beyan buyurulmakta.Dikkat ediniz Ruh rahatsız edilmemeli.   Şekle takılanlarda şu Soruyu sorarlar : Müslüman kadının giyim şekli nasıl olmalıdır?
Cevap:
Müslüman kadının giyiminde esas mesele, tesettürü sağlamasıdır. Eli ve yüzü dışında bütün vücudunu örtmesidir. Giyilen bir elbisenin tesettüre uygun
olması için de altını göstermeyecek şekilde kalın ve namahrem yerlerini örtecek kadar uzun olmalıdır. Bunun için altını gösterecek şekilde ince ve
şeffaf olan bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz.
Bu meseleye esas teÅŸkil eden hadis-i ÅŸeriflerin meali şöyledir: Hz. AiÅŸe’nin rivayetine göre, kız kardeÅŸi Hz. Esma bir gün Peygamberimizin huzuruna gitti. Üzerinde altını gösterecek ÅŸekilde ince bir elbise bulunuyordu. Resulullah (a.s.m.) onu görünce yüzünü çevirdi ve şöyle buyurdu:
“Ya Esma, bir kadın buluÄŸ çağına erince (yüzünü ve ellerini göstererek) bunlardan baÅŸka bir tarafının görünmesi sahih olmaz.”(1)
Sahih-i Müslim’de Ebû Hüreyre (r.a.) tarafından bir rivayette Peygamberimiz, giyindiÄŸi halde açık olan, yani ince ve ÅŸeffaf elbise ile dolaÅŸan kadınların
cehennemlik olduklarını, cennetin kokusunu bile alamayacaklarını bildirirler.(2) Alkame bin Ebi Alkame annesinin şöyle dediÄŸini rivayet eder: “Abdurrahman’ın kızı Hafsa’nın başında, saçını gösterecek ÅŸekilde ince bir başörtüsü olduÄŸu halde Hz. AiÅŸe’nin huzuruna girdi. Hz. AiÅŸe başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaÅŸtırdı.(3)
Hz. Ömer (r.a.) ise, cam gibi ÅŸeffaf olmasa da, giyindiÄŸi zaman altını iyice belli eden elbisenin kadınlara giydirilmemesi hususunda mü’minlere ikazda
bulunmuÅŸtur.(4)
İmam Serahsi bu nakilden sonra, kadının giydiÄŸi elbise çok ince de olsa yine aynı hükmü taşır, ÅŸeklinde bir açıklama getirir. Daha sonra da, “GiyindiÄŸi
halde açık” olan mealindeki hadisi kaydeder ve şöyle der: “Bu çeÅŸit bir elbise ÅŸebeke (aÄŸ) gibidir, örtünmeyi temin etmez.Bunun için yabancı
erkeklerin bu şekilde giyinmiş bir kadına bakması helal olmaz.(5) Elbisenin şeffaf olmasındaki ölçü, tenin rengini belli etmesidir. Dışarıdan bakıldığı
zaman elbisenin altından insanın teni görünüyorsa, elbise ince de olsa, kalın da olsa böyle bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz.
(1) Ebû Davud, Libas:31.
(2) Müslim, Libas:125.
(3) Muvatta’, Libas:4
(4) Beyhakt. Sünen, 2:235
(5)el-Mebsût,10:155. Â
 Kadının İslâm’daki yeri nedir?  diye günümüzün günçel sorusuna Cevap ise;
|